Yüzyıllık Markalar

Yüzyıllık Markalar

Yüzyıllık Markalar

Geçmişten günümüze “marka” kavramı önemli bir kültür elçisi görevi görmektedir. Bir coğrafyanın somut olmayan değerlerinin ülke markasına katkı sağladığı bu dönemde sürdürülebilirlik ve itibar yönetimi markalar için önceliklidir. Ülkemizde yüz yılı aşkın süredir var olan köklü markalar, bu kıymete dikkat çekerek marka değerlerini geçmişten geleceğe taşımak için bir araya geldiler.

Ramazan ve Güllaç

Ramazan ve Güllaç

Ramazan ve Güllaç

Osmanlı Türk mutfağının içerdiği lezzetlerin, dünya mutfakları arasında ki seçkin yeri herkesin malumudur. Bu zengin kaliteli mutfağın sınırsız lezzetleri arasında elbette ki “Türk Tatlıları” müstesna bir öneme sahiptir.

Bu mutfağın geleneksel diye nitelendirilen lezzetlerinden en önemlisi gerçek bir “Doğu – Batı” sentezi nitelemesine layık olan güllaç tatlısıdır

Sayın Engin Akın’ın söylediği gibi Güllaç, bembeyaz güzelliği ile Osmanlının zarafetini, mutfağa yaklaşımını yansıtıyor.

Türk mutfağı nereden baksanız incelikli bir mutfaktır. Özelliği çok az malzeme kullanıp en iyi tekniği yakalamak. Güllaç da bunun en güzel örneği. Yapılması çok basit ama dikkat ve özen istiyor.

Sayın Hülya Ekşigil’in kitabında bahsettiği gibi, iyi bir güllaç yaprağı arkadan gelen ışığı geçirmeli, parlak ve beyaz olmalı, kıvırdığınızda esnememeli narin bir kalp gibi, Çıt diye kırılmalı. Güllaç hayal gücüne açık, farklı lezzetler denemekten hoşlananları mutlu edecek bir üründür.

Geleneksel olarak ramazan ayında daha çok tüketilen güllaç için firmamız yılın tamamında üretim yapmaktadır. Ramazan haricinde de satış noktalarında ürünümüz bulunmakla birlikte, güllaç bulamayan müşterilerimizin firmamıza ulaşmaları halinde sağlıklı ve geleneksel ürünümüzü en kısa süre içinde ulaştırabiliriz. Gerçekten de sevgili Ahmet Tulgar’ın nitelemesi ile “Dünyaya Güllaç Servisi yapılır”.

Güllaç

Güllaç

Güllaç

Tarihçesi

15. yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı’da halk, mısır nişastasından yufkalar açar ve bu yufkaları saklarmış ve bu yufkalar havayla temas halinde olduğu için zamanla kururmuş. Halk da kuruyan bu yufkaları süt ve şekerle ıslatıp yermiş. Zamanla içine gül suyunun eklenmesiyle “güllü aş” ismini almış. İlerleyen zamanda tatlının adı “güllaç” a dönüşmüş.

Güllaç saraya ilk kez 1489’da girmiş. Kastamonulu Ali Usta’nın, elinde kalan kuru yufkaları, saray görevlilerinin Kastamonu gezisi sırasında şekerli sütle ıslatıp ikram etmesiyle Osmanlı sarayına girmiş ve sarayın gözbebeği olmuş. Ali Usta bir ferman ile saraya getirilmiş ve Tatlıcıbaşı yapılmış. Osmanlı sarayının sofralarından eksik edilmeyen güllaç tatlısının yaprakları Osmanlı döneminde kömür ocaklarında sac tavalarda yapılırmış. Kamıştan yapılan sırt küfeleriyle de paşa konaklarına taşınmış. Bazı kaynaklarda Kanuni Sultan Süleyman’ın çocukları için düzenlediği sünnet törenlerinde ikram ettiği de yer alır.

 

Güllaç İmalatı

Güllaç yapraklarının üretiminde, mısır nişastası ve buğday unu, özel olarak filtrelenmiş su ile karıştırılarak, özgün yoğunlaşmada güllaç hamuru elde edilir. Bu bileşim 100-150oC sıcaklığa sahip özel davalara dökülerek su formu giderilir. Piştiğinde tavanın üzerinden (kendiliğinden) ayrılan güllaç yaprakları belli bir oranda nem içeren ortamlarda kurutulur.

Kurutulan güllaç yaprakları otomatik makinelerde 400 g’lık tepsi ve poşet ambalaj şeklinde paketlenip tüketime sunulur.

Güllaç yapraklarının üretimi, el emeği ve deneyim gerektirdiği gibi saklanması ve tüketiciye sunulması da oldukça önemli aşamalar içermektedir.

Bu son ürün tamamen doğal olup hiç bir katkı maddesi içermemektedir. Zira bu katkısız unlu mamulün Güllaç tatlısı yapılmak üzere tüketiciye sunulmasına kadar geçirdiği lojistik süreç (saklama, depolama ve dağıtım) sağlığa uygun bir üretim süreci ve dayanıklılığının kanıtıdır.

İşte bu haliyle güllaç “Sağlıklı Doğal Ürün” kavramının en güzel örneklerindendir ve çabuk yapılabilen kolay bir menüye sahiptir. Bir İskoçyalı müellifin deyimi ile “Fine Fast Food” gibi uluslararası bir beğeni kazanmıştır.

Saffet Abdullah Güllaç Poşet Ambalaj

  • 400 gr x 25 paket
  • Net : 10 kg
  • Brüt : 12 kg

Muhteviyat: Mısır Nişastası, Buğday Unu, Su

Saffet Abdullah Güllaç Tepsi Ambalaj

  • 400 gr x 15 paket
  • Net : 6 kg
  • Brüt : 9 kg

Muhteviyat: Mısır Nişastası, Buğday Unu, Su

Saffet Abdullah Dökme Güllaç

  • Net : 10 kg
  • Brüt : 12 kg

Muhteviyat: Mısır Nişastası, Buğday Unu, Su

Saffet Abdullah Küçük Boy (Mini)

  • 100 gr x 30 paket
  • Net : 3 kg
  • Brüt : 4 kg

Muhteviyat: Mısır Nişastası, Buğday Unu, Su

Saffet Abdullah Glutensiz Küçük Boy (Mini)

  • 100 gr x 30 paket
  • Net : 3 kg
  • Brüt : 4 kg

Muhteviyat: Mısır Nişastası, Glutensiz Un, Su

Kemalpaşa

Kemalpaşa

Kemalpaşa

Tarihçesi

Asıl adı Mustafa Kemal Paşa Peynir Tatlısı’dır fakat halk arasında Kemalpaşa Tatlısı olarak anılmaktadır.

Geçmişine ait tam olarak net bir bilgi olmasa da Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri ve 1. Dünya savaşı başlarında ilçeye gelen (o zamanki adı Kirmasti) muhacır (göçmen) ailelerin bu lezzeti ilçeye getirdikleri rivayet edilir.

O dönemlerde sadece koyun sütünden senenin belli zamanları evlerde tüketilmek için yapılmış bir tatlıdır.

Kendine has tadıyla başka hiçbir tatlıya benzememesi nedeniyle ünü ilçeye gelen misafirler tarafından başta Bursa merkez ve ilçelerine yayılır.Kısa sürede lezzeti sayesinde ilçe lokantalarında ve tezgalarda yerini alır.

Koyun sütünden üretilen özel peynirle hazırlanan bu lezzetli tatlı senenin sadece birkaç ayı üretilebiliyordu.Bu sebep yaygınlaşması açıdan büyük bir sorundu.Koyun sütü bittiğinde gelen talepler geri çevrilmek zorundaydı. Özellikle kış mevsiminde çok aranan bir lezzet olmuştu.

Bunun üzerine tam tarih bilinmesede 1955-1960 yılları arasında üreticiler  12 ay boyunca bu lezzeti üretmek için çalışmalara başlamış ve koyun sütü yerine senenin 12 ayı bulunabilen inek sütünden MUSTAFAKEMALPAŞA  PEYNİR TATLISI ‘nı üretmeye başladıklarında artık lezzeti diğer illere ulaşmaya başlamıştır.

İlçe halkı tarafından PEYNİR TATLISI olarak bilinen bu lezzet sadece ilçemize özgü olduğu için lezzeti ilçe dışına çıktığı zamanlardan beri MUSTAFAKEMALPAŞA PEYNİR TATLISI, MUSTAFAKEMALPAŞA TATLISI ya da kısa adıyla KEMALPAŞA TATLISI olarak  anılmaya başlamıştır.

Fakat içersindeki taze peynir ve yumurta 3-4 gün içinde küflenmeye sebep olmaktadır..

Bu sebeple yine tam tarih bilinmese de üreticiler bu tatlıyı düşük sıcaklıktaki fırınlarda kurutup içindeki nemi münkün olduğunca azaltarak daha dayanıklı hale getiriler.

Bugün itibariyle taze ürünler Mustafakemalpaşa’ya yakın il ve ilçelerde satılırken, kurutulmuş ürünler ülkenin dört bir yanında raflarda yerini almıştır.

Yıllar önce evlerde misafir ikramı olarak başlayan bu yolculuk günümüz itibariyle sektör haline gelmiş coğrafi işaret tescili çalışmalarına başlanmış birçok fuar ve organizasyonda yerini almıştır.

Kemalpaşa Üretimi

Lezzetindeki en büyük sır yörenin sütlerinden yapılmış özel bir peynirden üretilmesidir.Bu peynir içersine irmik,yumurta,un ilave edilerek hamur haline getirilip şekillendirme makinalarından geçerek pişirilmeye hazır hale getirilir.Tek fırınlanmış (taze) ürünler oda sıcaklığında 3 gün içinde tüketilmeli ya da -18 C saklanmalıdır.

Kurutulmuş ürünlerin oda sıcaklığında raf örü 1 yıldır.

Diğer tatlılar gibi şerbet üzerine dökülerek değil tam tersi şerbet ile birlikte kaynatılarak hazırlanır.Şerbet için kullanılacak olan su ve şeker paketlerin gramajına veya adetine göre değişkenlik gösterip satın almış olduğunuz pakette bu bilgileri bulabilirsiniz.

Saffet Abdullah Kemalpaşa

  • 150 gr x 40 paket
  • Net : 6 kg
  • Brüt : 7 kg

Muhteviyat: Tuzsuz Peynir, İrmik, Buğday Unu, Yumurta, Kabartma Tozu

Saffet Abdullah Peynir Tatlısı

  • 150 gr x 40 paket
  • Net : 6 kg
  • Brüt : 7 kg

Muhteviyat: Tuzsuz Peynir, İrmik, Buğday Unu, Yumurta, Kabartma Tozu

Tel Kadayıf

Tel Kadayıf

Tel Kadayıf

Tarihçesi

Kadayıfın tarihi Selçuklular dönemine kadar uzanmaktadır. Selçuklu ve Anadolu Beylikleri zamanında imaretler ve aşhanelerde verilen yemekler listesinde kadayıfın da bulunduğu, ayrıca “Berayı Hassa” adındaki mutfak defterlerindeki kayıtlardan sultanın tercihleri arasında kadayıfın bulunduğu nakledilmektedir.

Tel kadayıf, “un ve suyla hazırlanıp, özel kalıplardan ince şeritler halinde dökülerek sıcak saçta kurutulmuş hamur ve bununla yapılan tatlı” şeklinde tarif edilmektedir. Bazı tarih kitaplarında, Türklerin unlu mamülleri çok sevdikleri, dolayısıyla her mutfağın malzeme açısından zengin olduğu, bu malzemelerden birinin de kadayıf ve baklava tepsileri olduğu belirtilmektedir.

Üretimi

Hamur makinasına, un miktarına göre, su alınır. Makina çalıştırılarak, un yavaş yavaş makinaya dökülür. Su ile un karışımını en iyi şekilde sağlamak için, hamur makinada bir süre döndürülür. İstenilen akıcılık sağlandıktan sonra, hamur dinlendirme teknesine süzülerek alınır. Burada hava şartlarına bağlı olarak bir süre dinlendirilir.

Daha sonra hamur stil adı verilen, ince delikli hazneden geçirilir ve döküm işlemi başlar. Döner tepsi alttan ısıtılarak kadayıf tepsisinin üzerine dökülür. Bir tur tamamlandığında, tepsi üzerinde fırça yardımı ile kadayıf bandının üzerine atılır. Oradan bir işçi yardımı ile kadayıf eşit miktarlarda toplanır.

Tel raflara atılarak, içerisindeki buhar atılır. Kadayıf dinlendirildikten sonra tartım ve ambalajlama yapılarak, üretim tamamlanmış ve servise hazır duruma gelmiştir.

Mikrobiyolojik olarak, şekerli gıda kategorisine girse de kadayıf saklanırken, kuru olarak muhafaza edildiğinde, mikrobiyolojik kirlenme oranı oldukça düşüktür. Bunun yanı sıra, şerbet döküldükten sonra, kısa süre içerisinde tüketilmesinde yarar vardır.

Saffet Abdullah El Yapımı Lüks Fincan Kadayıf

  • 400 gr x 12 paket
  • Net : 10 kg
  • Brüt : 12 kg

Muhteviyat: Buğday Unu, İçme Suyu